19 Mayıs 2011 Perşembe

SÜMELA MANASTIRI İÇİN “15 AĞUSTOS 2011” TARİHİNE ŞİMDİDEN ÇOK DİKKAT EDİLMELİDİR


Bu sitedeki, “Sümela Mudanya Arasında “Megali İdea” Hareketliliği” adlı bir önceki makalemizde; Rusya Yunan Cemaatleri Federasyonu Başkanı olan “İvan Savidis” ile ilgili olarak bir bilgi vermek istiyoruz. Adı geçen “İvan Savidis”in aynı zamanda Rus Duması milletvekili olması sebebiyle bazı mailler aldık ve “Yunanistan/Patrikhane/Megali idea” üçgeninde Rusya’nın nerede durduğunu ya da “Rusya da mı Rum Patrikhanesi’nin arkasındadır?” şeklinde sorular soruldu.

Burada bahsedilen Rus milletvekili yazımızda da belirttiğimiz gibi “Yunan asıllıdır” ve “Rusya Yunan Cemaatleri Federasyonu Başkanı”dır. Rusya’nın Rum Patrikhanesi’ne açık bir destek vermesi söz konusu değildir, Rusya’daki “Yunan Diaspora”sı teşkil eden Yunan asıllıların desteği söz konusudur.

Aşırı “Pontus’çu” olan bu kişinin, Bursa Metropolitliğine yeni tayin edilen Metropolit “Elpidophoros (Yani) Lambriniadis” ile de dirsek temasında olduğu ile Bursa’nın Mudanya İlçesi, Zeytinbağı (Tirilye) Beldesi’nde bulunan “Kemerli Kilise” Yunanca adı ile “Panagia Pantovasilissa” üzerinde birlikte çalışmalarda oldukları da yazımızın içeriğindeydi.
İvan Savidis; 15 Ağustos 2010’da Trabzon Sümela Manastırı’nda Rum Patriği Bartholomeos tarafından yapılan ve Fatih Sultan Mehmed’in, Pontus Rum İmparatorluğu’nu yıktığı güne denk getirilen ayinin de organizatörleri arasındaydı.

15 Ağustos 2009’da ise Sümela’da provokatif bir ayin düzenlemeye çalışan ve Sümela’nın müdiresi ve görevliler tarafından engellenince arbede yaşanmasına neden olan Savidis ile ilgili elimize 2009 tarihli şok görüntüler geçti!

15 Ağustos 2009’da; Selanik Valisi Panayotis Psomyadis’in de aralarında bulunduğu grup, Din adamları Sümela içinde korsan ayin yapmaya kalkışınca ve Müzeler Müdürü Nilgün Yılmazer'in tepkisi karşısında kendisini tartaklamaya ve hakaret etmeye başlayan grup aniden  “Yunan Milli Marşı”nı okumaya başlamış. 

16 Ağustos 2009’da İHA’da şu haber yer aldı: Savidis; “Trabzon'da Ortodoks kilisesi inşa edeceğim” ve  “Bu kiliseler, bizim atalarımızdan kalan kiliseler. Dindar insanların kiliseleridir, Türk Hükümeti'nin kiliseleri değildir. Bu olayın ne kadar önemli bir olay olduğunu tüm dünyaya göstereceğim” dedi. 

Bir önceki makalemize ek mahiyetinde bu girişi yapmaktaki maksadımız ise önümüzdeki 15 Ağustos’ta artık Patrikhane ve Pontus’çu oluşumların bu kez “ev sahibi” modunda orada olacaklarıdır.

Acaba aklımızın şöyle bir durumu alması mümkün müdür? Bir Türk turist grup, aynı bu 2009’da turist olarak gelen Yunanlı grup gibi Yunanistan’ın bir yerinde korsan namaz kıldırması ve buna müdahale eden resmi görevlilere darp etmesi, tartaklaması mümkün müdür? Hele de, görevlilere hakaretler yağdırırken “İstiklal Marşı”nı okumaya başlaması mümkün müdür?

Ya da suali bir de şu şekilde soralım: Böyle bir fiili yapacak Türk grubun başına ne gelir?

Rum Patrikhanesi ve Megali İdea faaliyetlerini hakkında önceden yazdığımız her yazı gerçekleşiyor. İnternet ortamında bazı adı Hıristiyan olan sitelerde bizi komplo üretmekle suçlayanlar da oluyor. Ama yazdığımız her yazı tarihe not düşmekte ve doğruluğu ortaya çıkmaktadır. Medya ve internet ortamlarında münferit olarak bu olaylar hakkında, oluştuktan sonra ufak da olsa haberler çıkmakta ve yazılarımızın sağlaması gerçekleşmektedir. Ancak, üzücü olan şudur ki; bu fiiller bir bütünün parçalarıdır ve bunların tümü bir arada analiz yapıldığında gerçek fevkalade ürkütücüdür.

Yunanistan’ın şu anda ekonomik açıdan resmen “iflas” noktasında olmasını; “Bu adamlar bize bu durumda ne yapabilir?” şeklinde hafife alanlar da maalesef çoktur. Unutulmamalıdır ki; başta ABD olmak üzere Dünya’da dolar milyarderi Yunanlı çoktur ve her ne kadar şu anda Rum Patrikhane’sine on yıllardır akan Yunanistan bağışının aksaması ile maddi açıdan Patrikhane’nin de şu anda biraz dara düşmüş olması  ana ülkü için para bulma kabiliyetlerinde sıkıntı yaratmaz.
İşte Sümela örneğinde olduğu gibi ya da geçen sene Ayasofya’da kırsan ayin yapmaya kalkışan Amerika’dan bir Yunan asıllı dolar milyarderi Chris Spirou örneği gibi ana ülküleri olan “Megali İdea” için bunlar her zaman para bulacaklardır.

Bu bağlamda; 15 Ağustos 2009’da Sümela’da yapılan terbiyesizlik ve Yunan Milli Marşı’nın okunması ile 2010’daki büyük gövde gösterisi, ister istemez gözlerimizi 15 Ağustos 2011’e dikmemize sebeptir ve çok dikkat edilmesi gereklidir.

Zira bu kez artık “gelenekselleşecek” bir ayine izin verilmiş olunacak, “ayin bahane” olacak yine eski Pontus haritalı giysiler ve okunacak milli marşlarla Sümela artık “Yunan/Pontus kurtarılmış bölgesi” halini alacaktır.

15 Ağustos 2009’daki provokasyon ile ilgili olarak, biraz gecikmeli de olsa, 7 Ocak 2010’da Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’nun TBMM’de gündem dışı söz alarak yaptığı konuşma; içeriği nedeniyle önem arz etmektedir.


Aşağıda Meclis tutanaklarından bu konuşmanın tam metnini ve imlâsına da dokunmadan, konu ile ilgili olanların bilgisine sunuyoruz:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ 

45’inci Birleşim

7 Ocak 2010 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM 

Açılma Saati: 15.00

 BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Yusuf COŞKUN (Bingöl) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 45’inci Birleşimini açıyorum. 

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmede önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

(…) Gündem dışı ikinci söz, Sümela Manastırı’nın ayine açılması hakkında söz isteyen Aydın Milletvekili Ertuğrul Kumcuoğlu’na aittir. (MHP sıralarından alkışlar) 

Buyurunuz Sayın Kumcuoğlu. 

2.- AYDIN MİLLETVEKİLİ ERTUĞRUL KUMCUOĞLU’NUN, SÜMELA MANASTIRI’NIN AYİNE AÇILMASINA İLİŞKİN GÜNDEM DIŞI KONUŞMASI

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, son günlerde Sayın Dışişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanlığımız “Komşularla Sıfır Sorun” biçiminde bir söylem geliştirdi. 

Hepiniz takdir edersiniz ki dış politikada söylemler ile eylemleri örtüştürmek son derece zor bir sanattır. Dolayısıyla, bu konuda mesafe alabilmeniz için, sizin, sadece sizin değil muhataplarınızın da en az sizin kadar hazırlıklı, istekli ve iyi niyetli olması gerekir. 

Şimdi, bu komşularımızdan biri, bizim, Yunanistan. Yunanistan Ortodoks bir ülke ve bizim de Trabzon’umuzda Sümela Manastırı diye, eskiden manastır olarak kullanılmış, fakat uzunca bir süredir kaderine terk edilmiş, sonra müzeye dönüştürülmüş bir yapımız var. 

Şimdi, gazetelerde bir haber görüyorum. Diyor ki: “Trabzon’daki tarihî Sümela Manastırı’nda bir tabu yıkıldı.” Yıllardır ibadete kapalı olan bu manastır, senede en az bir defa 15 Ağustosta ibadete açılacakmış. Buna sebep olan hadise de geçen 15 Ağustosta yaşadığımız oradaki bir etkinlik ve etkinlik dolayısıyla misafirler ile oradaki yöneticiler arasında çıkan çatışmaymış. 

Değerli arkadaşlar, ne olmuş? İşte, Yunanistan’dan 500 kişi ayine gelmiş de ayin yapmak istemişler. Bakalım öyle mi olmuş? 

Bir kere şunu unutmayalım, hafızalarımızı tazeleyelim: O 500 kişi oraya kendiliğinden gelmedi. O 500 kişinin başında Selanik Valisi vardı. Siz, Türkiye'de herhangi bir valinin, bir bayram namazı vesilesiyle Yunanistan’dan, Türkiye'den 500 Müslüman’ı toplayıp Selanik’te veyahut da İskeçe’de bir camide namaz kılmaya gitmesini devletinin izni, bilgisi hatta teşvik ve desteği olmadan yapabileceğini düşünüyor musunuz?  Provokasyonun arkasında Selanik Valisi vardı. 

Haydi geçelim bunu bir kalem. Bakalım, bu adamlar buraya ayin yapmaya mı gelmişlerdi? Bakın ne diyor, kim ne diyor: 24 Ağustos tarihli Kathimerini gazetesi -ki, bu Yunanistan’da neşredilen bir Yunan gazetesidir- “O gün -15 Ağustos 2009 tarihinde- Sümela Manastırı’nda 2 kişi -isim de veriyor- Stelios Papathemelis ve Panagiotis Psomiadis diye 2 Yunanlı Yunan Millî Marşı’nı söylemişler hem de Türk topraklarında.” diye altını çiziyor.  

Beyefendiler, Hükûmet olarak ağzınızı açacağınıza kulağınızı açsaydınız, orada okunanın İncil değil Yunan Millî Marşı olduğunu bilirdiniz. Ama, bunu işte ilk defa burada öğreniyorsunuz. Karşı taraf iyi niyetli değil. 

Efendim, o tesadüftü, adamların dilleri sürçtü, İncil okuyacaklarına Yunan Millî Marşı’nı okudular… Öyle mi? Gelin bakalım öyle mi değil mi. 

Kathimerini gazetesi devam ediyor: Pontus konusuna ilişkin yeni ve güçlü bir adam ortaya çıkmış. Kimmiş bu? Rus Parlamentosundan İvan Savidis’miş. Rus Parlamentosundan İvan Savidis. Neymiş bu adamın konumu? Rus milletvekili, aynı zamanda Yunan devleti tarafından yurt dışındaki Helenizm Konseyine Doğu Avrupa’daki soydaşlarla ilgili konulardan sorumlu olarak atanmış Savidis. Yunan Hükûmeti tarafından Rus milletvekili doğudaki Yunan soydaşlarının sorunlarını yönlendirmekten sorumlu yapılmış. 15 Ağustosta Sümela’daki hadisenin arkasında bu Savidis var. Çünkü niye? Gazete devam ediyor: “Trabzon’daki Sümela Manastırı’na şimdiye kadar düzenlediği üç ziyaret kutsal ziyaret özellikleri kazanmaya başladı.” Haa, demek ki, bizim gazetenin yazdığı gibi, efendim, öyle, bir tabu yıkılmamış, eskiden beri ibadete filan açık değilmiş burası. Son üç yıldır, Yunan Hükûmeti, bir yandan Selanik Valisi üzerinden, diğer yandan Savidis isimli Rus parlamenter üzerinden bir tezgâhın peşinde. 

Şimdi, bunları bilmeden, bunları nazarıitibara almadan komşularınızla ilişkilerinizi iyileştiremezsiniz. Efendim, biz iyileştiririz. 

Burada dikkat edilmesi gereken ikinci konu da şudur değerli arkadaşlar: Eğer siz dış politikada ufak veya büyük, önemli veya önemsiz bir değişiklik yapıyorsanız, bunu kamuoyuna “Efendim, bizden önce yapılan her şey yanlıştı. Biz bunları düzeltiyoruz.” diye girerseniz, karşı tarafta böyle bir izlenim bırakırsanız, böyle bir kanaat bırakırsanız başınıza ne gelir biliyor musunuz? Taş düşer. Kalkar bir Bulgar Hükûmeti üyesi sizden 1913’te olan meseleler dolayısıyla 10 milyar dolar tazminat ister. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – 20 milyar dolar!

BAŞKAN – Lütfen sözünüzü tamamlayınız. 

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yıl 1999, tarihi 11 Aralık, Helsinki Zirvesi var. Türkiye, Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinde önemli bir dönüm noktasında direniyor ve Avrupa, Türkiye ile tam üyelik sürecini kesmeyi göze alamadığı için, gece yarısında, efendim, Komisyon Başkanı Solana ile AB’nin genişlemeden sorumlu Verheugen’i Chirac’ın uçağına bindirip Türkiye’de zamanın Türk yönetiminin ayağına gönderiyor ve yazılı olarak Türkiye’nin istedikleri tavizleri verip gidiyorlar. Ondan sonra zamanın Başbakanı öbür taraftaki, ertesi günkü toplantıya gidip şey yapıyor. 

Bakın arkadaşlar, aradaki farka bakın. On sene önce, Avrupa bizim ayağımıza geliyor, on sene sonra siz, Avrupa Birliğine tam üye olmak için Bulgaristan’a 10 milyar dolar rüşvet ödemek durumunda kalıyorsunuz. Bunun da adı “Başarılı dış politika.” Hadi canım sen de!

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – Kim ödemiş? 

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla) – İstiyor adam rüşveti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya) – İste, iste, sen de iste!

BAŞKAN – Sayın Kumcuoğlu, lütfen sözünüzü bağlayınız. 

ERTUĞRUL KUMCUOĞLU (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, dikkatli olmak zorundayız. Gözümüzü dört açmak zorundayız. Ağzımızı değil kulağımızı açmak zorundayız. Dış politika, ince sanattır, lafa, güzafa gelmez. 

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kumcuoğlu.