1 Eylül 2011 Perşembe

AZINLIK CEMAATLERİNİN TAŞINMAZLARI İADE EDİLİYOR

  28 Ağustos’ta İstanbul’daki “Arkeoloji Müzesi”nin bahçesinde Türkiye’deki gayrimüslim cemaat vakıfları müştereken bir iftar düzenlemişti. Bu iftara katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, orada yaptığı konuşmada cemaat vakıflarına yönelik çok büyük bir müjde verdi.

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” ile “5737 sayılı Vakıflar Kanunu”na geçici bir madde eklendi. Bu kanun hükmündeki kararnameye göre; gayrimüslim cemaat vakıflarına 1936’da beyan etmiş oldukları ama şu an mülkiyetleri ellerinde olmayan tüm taşınmazları, mezarlıkları ve çeşmeleri vakıflarının adlarına tescil etme yolu açıldı. 

Bunun ne anlama geldiğini ve sürecin nasıl işleyeceğini irdelemeden evvel “1936 Beyannamesi” nedir ve cemaat vakıflarının malları süreç içinde neden ellerinden çıkmış bunu irdelemek gerekir. Cumhuriyetin ilânını müteakip, Padişahlıktan miras kalan uygulamaların yerine yeni yasalar yapma ve çağdaşlaşma süreci başladı. Osmanlı’da çok önemli bir yer tutan vakıflarla ilgili olarak da 1935 yılında “Vakıflar Kanunu” çıkarıldı ve aksaklıkların giderilmesi için düzenlemeler başladı.

O tarihte azınlık cemaatlerinin gayrimenkullerinde önemli tapusal sorunlar vardı ve bu sorunları ortadan kaldırmak adına, gayrimüslim cemaat vakıflarına, bir kereye mahsus olarak beyanname ile tapusu adlarına tescil edilmiş olmasa da kullanımlarında olan taşınmazlar üzerinde hak sahibi olmaları sağlandı. Tabi ki bu uygulamanın da kendi içinde sınırları ve yönetmelikleri vardı.

15 sene Bulgar Ortodoks Eksarhlığı Vakfı’ndaki yöneticiliğimiz esnasında yaptığımız araştırmalar ve birinci elden edindiğimiz bilgilerle gördük ki “1936 Beyannamesi” gerçekten azınlık vakıflarına verilen çok büyük bir “hoşgörü” örneğidir. 

Zira o tarihte cemaatlerin kullanımında olan gayrimenkullerin çoğunun tapusu ya da fermanı bulunmamaktadır. Süreç içinde edinilen gayrimenkuller; Osmanlı Hukuk Sistemi’ni bir anlamda da delme adına, “takiye” yapılarak cemaat mensubu tanınan kişilerin üzerine ya da bir aziz ismi üzerine tapılan işlemlerle cemaatin kullanımındaydılar. 

Gayrimenkuller genelde “güvenilir” bir kişiye tapulandırılıyordu. Örneğin Bulgar Eksarhlığı Vakfı’nda, geçen yüzyılın başında edinilen mülklerin büyük bölümü “Eksarh Yosif” adına tescil edilmişlerdi. 1936 Beyannamesi olmasaydı şu anda Bulgar Cemaati’nin kullanımında olan ve Şişli’nin göbeğindeki çok değerli, 5 dönümlük arazi Eksarh Yosif’in varislerine kalacaktı. “Patrikhane ile Mücadelem – Bulgar Eksarhlığı Vakfı’nda 15 Yıl” adlı kitabımızda (s.228/230) bu konuyu şöyle dile getirdik ve önemli bir belge koyduk: 

1996 yılında, bir yandan Patrikhane ile uğraşırken, bazı Bulgar gazetelerinden aldığımız bilgiye göre; Eksarh Yosif’in varislerinin, İstanbul’daki mülkleri kendi adlarına tescil ettirmek ile ilgili bir çalışma içine girdikleri anlaşıldı. (…) Bunun aslında yeni bir girişim olmadığı, birkaç yıl evvel de mülkleri özel bir vakıf kurarak yönetmek üzere harekete geçtikleri de sonra anlaşıldı. (…) Bu gelişmeler esnasında, çok önemli bir belgeyi arşivde bulduk… (…) Belgenin tamamının tercümesi şöyledir: 

Beyanat (Deklarasyon)

“Aşağıda imzası bulunan, Bulgar Eksarhı işbu beyanatla, İstanbul’da ve Osmanlı İmparatorluğu toprakları sınırları içinde, her nerede olursa olsun bulunan ve muhtelif tapu ve hüccet ile (senet, vesika) benim adıma kayıtlı tüm gayrimenkullerin, İstanbul’daki Bulgar Eksarhlığı tarafından satın alınmış olup, mülkiyeti ve tasarrufu Eksarhlığa aittir. Defterhanedeki (tapu) benim adıma yapılan kayıtlar similatif (yalancıktan) olup, işbu işlem zaruretten doğmuştur. Hakikatte bu alış bedeli, Eksarhlık tarafından ödenmiştir ve şahsen benim bu mülkler üzerinde hiçbir hakkım yoktur. Bundan dolayı bu mülklerin en uygun zamanda, Bulgar Eksarhlığı’nın ya da muhtemelen onun yerine geçecek kurumun hükmi şahsiyeti üzerine tapu çıkarılması gerekir.

Varislerimin bu beyanatıma göre hareket etmelerini mecbur ediyorum ve Bulgar Eksarhlığı yukarıda belirtilen mülkleri, kurumun kendi hükmi şahsiyeti adına kaydedeceği zaman, derhal ve karşılıksız olarak gerekli yasal formaliteleri yerine getirsinler.

Sofya, 27 Mayıs 1915

Bulgar Eksarhı: Yosif İmza” 

Eğer 1936 Beyannamesi olmasaydı; Eksarh Yosif’in varisleri tapuları dedelerinin üzerine tescil edilmiş, Bulgar Cemaati’ne ait olan gayrimenkulleri elde edeceklerdi. 

Aslında tüm azınlık vakıflarında buna benzer şekillerle taşınmazlar şahısların üzerinde fakat cemaatlerin kullanımındaydı. “Neden böyle davranılmış?“ sorusu ise çok fazla ihtimali içerisinde barındırıyor. Bunda en çok saraydan izin alma işinin meşakkati ve alınamama ihtimali rol oynamıştır. Tüm hoşgörüsüne rağmen padişahların çoğu cemaatlerin güçlenmesine karşı duyarlılık göstermişlerdir. Bunu delmenin en kolay yolu olarak gayrimenkulün bir güvenli kişiye hatta bazen de bir aziz adına tapulanması görülmüştür.

1936’dan itibaren cemaat vakıfları; hibe, ölümden sonra edinilmek üzere vasiyet ve satın alma suretiyle gayrimenkullerini çoğalttılar 1964’de Kıbrıs olaylarının da etkisiyle Türkiye’de yaşayan fakat Yunanistan vatandaşı olan Rumların gönderilmesi, 1974’de Kıbrıs’ta yaşanan Rum vahşeti ve savaş; Türkiye’nin bu duruma daha duyarlı olmasına neden oldu. Tüzel kişilik olan vakıfların Osmanlı zamanında yapılan ve bir anlamda “takiye” olan uygulamalar ile çok sayıda mülk edindiği anlaşılınca; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, “8 Mayıs 1974 tarihli, E. 1971 /2–820, K.1974/505” sayılı bir karar yayımladı. Kararın gerekçesi şöyleydi: 

“Görülüyor ki, Türk olmayanların meydana getirdikleri Tüzel Kişiliklerin taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır. Çünkü Tüzel Kişiler, Gerçek Kişilere oranla daha güçlü oldukları için, bunların taşınmaz mal edinmelerinin kısıtlanmamış olması halinde, devletin çeşitli tehlikelerle karsılaşacağı ve türlü sakıncalar doğabileceği açıktır. Bu nedenle de karşılıklı olmak şartıyla yabancı Gerçek Kişilerin Türkiye’de satın alma veya miras yolu ile taşınmaz mal edinmeleri mümkün kılınmış olduğu halde, Tüzel Kişiler bundan yoksun bırakılmışlardır.” 

Bu Yargıtay Kararı; azınlık vakıflarına Osmanlı döneminde edindikleri ve 1936’da beyan ettikleri gayrimenkullerle ilgili bir hak zayii yaratmadı ama bağış ve vasiyet yoluyla ilgili önlerini kesti.   

Satın alma meselesinin ise çok tartışmalı bir husus olduğunu vurgulamak gerekiyor. Bir dînî vakıf; akarlarının ve yapılan bağışlardan gelen paralar ile bir yandan elindeki varlıkları muhafaza etmek, bir yandan da bunları cemaatinin dînî ihtiyaçlarının kullanımına hazır tutmak ve yardıma muhtaç cemaat mensuplarına yardım etmekle mükelleftir. Ticari bir vasfı olmayan dînî bir vakfın, yeni mülkler edinmesinin mantığı bu bağlamda anlaşılmamaktadır. 1974’te de bu görüşün baskın olduğu yaptığımız araştırmalardan görülüyor.   

1964’te ve 1974’teki olanlara sadece bir perspektiften bakmamak gerekir. Konuya; Yunanistan’la adeta savaş halinin geçerli olduğunu da dikkate alarak bakılmalıdır. Ayrıca o esnada Batı Trakya’daki Türkler ve onların vakıfları ile gayrimenkullerinin de durumunu dikkate almalı ve mütekabiliyet esaslarına göre neler yapıldığını da anlamak gerekmektedir.   

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname” ile “5737 sayılı Vakıflar Kanunu”na ilave edilen geçici maddeye istinaden çıkan kararnameye göre neler olacak ve nasıl bir süreç işleyecek?   

1936 Beyannamesi’nde vakfının uhdesinde kayıtlı iken süreç içinde bir kamu kurumu adına tescil edilmiş gayrimenkuller, mezarlıklar ve çeşmeler; tapu kayıtlarındaki hak sahibi ve mükellefiyet sahibi vakfa geri verilecek. Bunun için kararname tarihinden itibaren 12 ay içinde müracaat edilmesi gerekiyor. Yapılacak müracaatın Vakıflar Meclisi’nce olumlu bulunmasından sonra ise ilgili tapu sicil müdürlüklerince cemaat vakıfları adına tescil işlemi yapılacaktır.

Taşınmaz bu süreç içinde eğer 3. kişilere satılmışsa bu durumda Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilen rayiç değer; Devlet adına ilgili vakfa ödenecek. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların ise 15 gün içinde çıkacak bir yönetmelikle düzenleneceği anlaşılmaktadır.

Bu güne değin azınlık cemaatlerinin taşınmazları ile ilgili olarak AİHM’de açılan birçok davada Türkiye kaybetti ve taşınmazın değerinin çok üstünde tazminatlar ve yüklü mahkeme masraflarını ödemek zorunda kaldı. 2010 sonlarında “Büyükada Yetimhanesi”nin tapusu, tüzel kişiliği olmayan Rum Patrikhanesi adına, AİHM kararı ve AB baskısıyla verilmişti. Burada Türkiye’nin zaaf gösterdiği ve hukuk yollarının tümünü tüketmeden buna “evet” dediği de ortaya atılmıştı. Bu -bize göre- pek doğru bir tespit değildir. Yukarıda, AİHM yoluyla bir mülk için ortaya çıkan tazminatların –normalde- değerinin çok üzerinde olduğunu belirttik. Kaybedilen davaların çok yüksek mahkeme masrafları da bir başka negatif husustur. Bu bağlamda; değeri yüz bin dolar olan bir gayrimenkul için AİHM’nin bir milyon dolar tazminata hükmetmesi ise şaşırtıcı olmamaktadır.    

Bir örnek: “Kırmızı Mektep” olarak bilinen “Fener Rum Erkek Lisesi” için Türkiye,“5 Temmuz 2007’de 1.603.693 YTL” tazminat ödemiştir.   

Bu yönde düşündüğümüzde, azınlık vakıflarının mallarının iadesi için çıkan bu kararnameye “pozitif” açıdan da bakılabilir. Aslında TC vatandaşı olan tüm cemaat mensuplarının, her Türk vatandaşı gibi eşit şartlarda olması ve vakıflarının da ihya edilmesi hususunda bir mani elbette ki yoktur. Ancak bu vakıfların da Türkiye’nin âli menfaatleri doğrultusunda faaliyet göstermeleri gerekir. 

Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararname kapsamında; cemaat vakıflarının 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup, malik hanesi açık olan taşınmazları ile 1936 Beyannamesinde kayıtlı olup kamulaştırma, satış ve trampa dışındaki nedenlerle Hazine, Vakıflar Genel Müdürlüğü, belediye ve İl Özel İdaresi adına tapuları el değiştirmiş mallar iade alınabilecek. Bu gayrimenkullerde; kamulaştırma işlemi yapılmış ise doğal olarak bir bedel ödenmesinin gerçekleşmiş olması söz konusudur. ve hak kaybı yoktur Satış ve trampa (takas) suretiyle ise zaten gayrimenkulün yetkilileri tarafından rızaen işlem yapılmış olmasından ötürü geriye dönüş gerçekleşmeyecektir zira bu durumda da bir hak zayii yoktur. Üçüncü şahıslar adına kayıtlı olanların ise, Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilen rayiç değerleri, Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce cemaat vakıflarına ödenecek.   

Şüphesiz kararnameden çok daha önemli olan, 15 gün içinde çıkması beklenen yönetmeliğin içeriği olacaktır. 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun “8 Mayıs 1974” tarihli kararı işte bu tür “takiye”lerin yolunu kesmeyi amaçlamıştı ve günümüzde de devam ettiği görülüyor. 1994’te Bartholomeos’un Rum Patriği oluşundan itibaren, Patrikhane civarındaki mülkler fahiş fiyatlarla satın alınmaya başlanmıştı. Bu süreçte, çok sayıda mülk el değiştirdi. İncelendiğinde bu alımı yapanların büyük kısmının yaşlı ve hayatında böyle bir parayı bir arada görmemiş, görmesi mümkün olmayan kişiler olduğu anlaşıldı. Bu aslında ileriye yapılan bir yatırımdı. 

5 Aralık 2009’da, açılışı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapılan ve “Avrupa Birliği Genel Sekreterliği İstanbul Bürosu” olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ortak kullanılan bina mazbut bir Rum vakfına aittir ve bu konuda AİHM devrededir. Bu binanın iadesi çıkan kararnameye göre olasıdır. Peki, “Vakıf mazbut yani artık ortada yok ise bu durumda işleyiş ne olacak?” bunu da çıkacak yönetmelikte göreceğiz.

Bir başka örnek de Okmeydanı’nda halen “Türkiye Gazetesi Hastanesi” olarak kullanılan eski “Bulgar Hastanesi”dir. Binanın esas sahibi “Evlogi Georgiev Vakfı” idi ve uzun yıllar mevzuata aykırı bir biçimde ve mütevelli heyetsiz olarak çalıştı. Hastaneyi elde tutan ve nemalanan birkaç Bulgar Cemaati mensubu ile Bulgar Başkonsolosluğu’nun elemanlarınca yönetilmekteydi. Mütevelli heyeti oluşturulması hakkında defalarca uyarılmalarına rağmen aynı şekilde devam edildiği için "5 Temmuz 1988’de Saat 15.30"da tutulan bir tutanakla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konuldu ve mazbutaya alındı. Şimdi bu mülkün muhatabı kim olacaktır? Zira elimizde de bulunan, 1936’da Bulgar cemaati adına “Episkopos Kliment” tarafından verilmiş beyannamede, o tarihte “Evlogi Georgiev Vakfı”na ait olduğundan bu mülk yer almıyor. Bu taşınmaz ileriye yönelik sorunlardan biri olacaktır.

Bir başka sorun olacak örnek de “Tuzla Ermeni Çocuk Kampı”nın mülküdür. Bu gayrimenkul üzerinde de çok fazla iddia bulunmakla birlikte, en açık şekliyle hadisenin özeti şöyledir: Bağış yapan kişi 1974’teki uygulama ile bu mülkün tapusunu tekrar uhdesine almak zorunda kalmış ve ilerleyen dönemde ise kendi mülkü durumunda olan bu yeri satmıştır. Bu taşınmaz da ilerideki günlerde, bu yeni kararname mesnet alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün başını ağrıtacak büyük sorunlardan olacaktır.

Bu gelişmeler ışığında dikkat edilmesi gereken birkaç başka önemli nokta da bulunuyor. 

“Mütekabiliyet” bu işin neresinde duracak?   

Mütekabiliyet devreye girdiğinde ise Türkiye’nin karşısında şu 2 devlet görünmekte: Bulgaristan ile Yunanistan…

Türkiye’nin bu çıkışı aslında Bulgaristan’ı çok memnun etmedi. Zira Bulgaristan’da çok büyük bir Osmanlı vakıflarına ait mülk envanteri var. Bulgaristan’ın çeyreği desek mübalağa olmayacaktır. 
Yunanistan’ın mütekabiliyet ile uzaktan yakından alâkadar olmadığını biliyoruz ve umarız ki Türkiye’nin vatandaşı olan gayrimüslim cemaatlere yönelik aslında çok büyük bir adım olan bu girişimi bir yanıt alır. Ama bunu beklemediğimizi ve Batı Trakya’daki Türklerin durumunda bir iyileşme umudu olmadığını da gözlemlerimizde görüyoruz. 

Fener Rum Patriği’nin Devlet Erkânı ile olan yakınlığına ise insani açıdan olumlu ama siyasi açıdan çok tehlikeli görüyoruz. 

Patrik Barholomeos’un Türkiye’de yerleşik Rum asıllı vatandaşların Dînî Lideri olarak bu saygıyı duymasına bir sözümüz yoktur. Fakat Patrik Barholomeos’un, Türkiye’de yaşayan tüm Ortodoks Hıristiyanların lideri olarak da algılanmaması şarttır. Bu durum, mevcut Anayasa’nın 24. Maddesine de aykırılık teşkil eder.   

Bu yazımızda ikilem içeren tümceler bulunuyor. Bu bizim ikilemde olduğumuzdan ötürü değil, konu ya da konuların ikilemlerle dolu olmasındandır. Şimdi gözümüz 15 gün içinde Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Maliye Bakanlığı 

http://www.21yyte.org/tr/yazi6278-Azinlik_Cemaatlerinin_Tasinmazlari_Iade_Ediliyor.html

http://www.ilk-kursun.com/haber/80586