31 Mayıs 2011 Salı

ALAÇATI'DA REZALET; “RUM PATRİĞİ CAMİDE AYAKKABILARLA RUMCA AYİN YAPTI”



İzmir’in ilçesi Çeşme’nin güzel beldesi Alaçatı, 29 Mayıs Pazar günü çok enteresan bir Ortodoks ayinine tanık oldu.  Rum Patriği Bartholomeos ve maiyeti şu an camii statüsünde olan bir yerde ve bir ilk olarak Ortodoks ayini yaptılar ve ayakkabıların çıkartmadılar. (galoş giydiler)

Yine bildik yerel yönetici profilleri ve yine bildik ellerini ovuşturan turistik rantçıların “turist gelecek, para akacak, ihya olacağız” bakış açısı maalesef Alaçatı’da da ortaya çıktı.

Bu turizmi geliştirme adı altında o kadar çok gol yeniyor ki!

15 Ağustos 2010’da Sümela Manastırı’ndaki skandal görüntüler hâlâ hafızalarda ve bu sene 15 Ağustos’ta Sümela Manastırı’nda yine binlerce kişinin katılacağı bir ayin yapılacak. Bilgisini aldığımız hazırlıklar ise Sümela’nın, 15 Ağustos’ta “Kurtarılmış Bölge” konumunda olacağı şeklinde…

1874 yılında inşa edilen ve Rumların İzmir’i terk etmesinden sonra,1923 yılında “Pazar Yeri Camii” olarak ibadete açılan bu kilisenin birdenbire böyle bir ayinle haber olmasının arka plânında neler var?

2010’da Pazar Yeri Camii; aniden restorasyona girdi ve o esnada içinde bulunan ama İstanbul’un Fethi’nden sonra Ayasofya’da olduğu gibi gizlenen ikonalar ortaya çıkarıldı ve tamir edildi. Müze statüsünde olmamasına rağmen Yunanlı turistlerin yoğun ilgisi nedeniyle ortaya yine “turistik rantçılar” çıktı ve belki de Türkiye’de bir ilk burada gerçekleştirildi. Bu camide bir perde ile namaz esnasında kapatılabilir bir sistem yapıldı. Sanki bir tiyatro sahnesi gibi kullanılan bu düzenekle, cami namaz vakitleri dışında; başta Yunanlılar olmak üzere ziyaretçilere açıldı. İzmir’den Yunanlıların denize dökülmesinden 89 yıl sonra Rum Patriği ve şürekâsı bu camiye “ayakkabılarını çıkartmadan”, galoş giyerek girdiler ve ayin yaptılar.  

Bu arada yanlışlık yapmamak adına; Patrik ve şürekâsının ayakkabılarını çıkarmadan galoşla camiye girdiklerini yazdık ama Yunan Adaları’ndan gelen 150 kadar Yunanlının ise ayakkabılarını çıkardıklarını, burada hak yememek adına da belirtelim. Ve bunun da “çok büyük haber” niteliği sebebiyle burada olup bitenleri dahi gölgelediğini, medyamızda bunun adeta özel bir haber olarak verildiğini de vurgulayalım.

Şimdi gel de Papa’yı arama. Hakkını vermek lazım Papa’nın... Sultanahmet’teki ziyaretinde galoş giymedi. Gelenekler ne ise onu uyguladı, ayakkabılarını çıkarttı.

Hangi “turistik amaç” ya da hangi “kazanç” böyle “peşkeşleri” haklı çıkartır?

Türkiye’nin her tarafında Anadolu ve Trakya’da metruk kiliseleri tek tek Rum Patriği tarafından gezilmekte ve sırasıyla restorasyon ve sonra da ayin yapılıyor. Çok kısa bir süre evvel bu sitede Bursa’nın Mudanya İlçesi, Zeytinbağı (Tirilye) Beldesi’ndeki bir kilise hakkında makale yazmıştık ve oynanan oyuna dikkat çekmiştik. Aslında yöntem hep aynı…

Megali idea” yani “Büyük Yunan Ülküsü” Yunanistan’ın tüm olumsuz maddi durumuna rağmen sürdürülmektedir. Bazen yukarıda zikrettiğimiz gibi ellerini ovuşturan turizm rantçıları ve onlara destek veren yerel yöneticiler, bazen de sürekli olarak Rum Patrikhane’sini “Ekümenik” kabul etmemize baskı yapan ABD ve AB ülkelerinin bitmeyen baskısı ile adamlar adım adım ilerliyorlar. Komplo ürettiğimizi zaman zaman ileri sürenler var! Ancak her araştırmamız ve yazdığımız “dikkatler” çok kısa bir zaman içinde maalesef gerçekleşmektedir.

Rum Patriği’nin, Alaçatı’da, camii içinde yaptığı konuşmadan şu söylem de fevkalade önemlidir:

Bu gibi davranışlar Avrupa Birliği'nin kapısını aralayan, Avrupa camiasına hakkıyla tam bir üye olarak mensup olma gayreti içinde olan ülkemize layık gelen inisiyatif ve davranışlardır.

Patrik bu “Bu gibi davranışlar”ımızı anlaşılıyor ki çok takdir etmekte!

Sevinelim!

Batı Trakya Türkleri ile ilgili mütekabiliyet ve benzeri söylemleri artık yazılarımızda ağzımıza almıyoruz. Çünkü bu tahlillerde artık “eser nispette” mütekabiliyet çıkmıyor!

“Üstü Kukla Altı Panukla”

Bu Yunanca bir söylemin, “Koukla-Panoukla” (Bebek ve Çok çirkin) Türkiye’deki azınlıklar arasında değiştirilmiş bir ağız söylemidir. Hani şu bizim “ayranı yok içmeye gümüş köprü ister geçmeye” ya da “ayranı yok içmeye tahtırevanla gider (…)” söylemimizin aynı mecazi manasındadır. Bu söylem; yemek yiyecek parası olmasa da hava basmaya, eğlenmeye, kafa çekmeye para bulan insanlar için hâlâ azınlıklar arasında kullanılmaktadır.

Bu bağlamda; Yunanistan resmen iflas etmiş bir ülkedir ve şimdi Yunanistan’ı Avrupa Birliği’ne alanların da başına maddi manevi beladır.

Ama biz çok makalemizde yazdık! Yunanistan iflas da etse, acından da ölse, “Megali İdea” için, Rum Patrikhanesi’ni “Ekümenik” etmek için, Heybeliada Ruhban Okulu’nu açmak için son meteliklerini dahi bu doğrultuda harcar.

Papandreu Başbakan olduğundaki ilk icraatlarından biri;  yıllık “8 Milyon Euro” olan “Rum Patrikhanesi’ne Örtülü Yardımı”, “10 Milyon Euro”ya çıkarttı.

Bu para; diplomatik kanallardan getirilerek Rum Patrikhane’sine verilen “trink” paradır. Ve Yunanistan’ın içinde bulunduğu tüm maddi olumsuzluklara rağmen, geçtiğimiz Nisan ayında yıllık 10 Milyon olan ve 4 taksitte gönderilen bu yardımın “2.6 Milyon Euro”luk kısmı yine diplomatik kanallardan Patrikhane’ye ulaştırılmıştır.

Bizde Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi “siesta” geleneği yok ama bizi “öğle uykusunun rehavetine” alıştırdılar vesselam…

Güzel çalışıyorlar…

http://www.21yyte.org/tr